Mısır’ın Luksor kentinde yürütülen kazılarda, Üçüncü Ara Dönem’e tarihlenen ve “Amun’un Şarkıcıları” olarak bilinen kadın din görevlilerine ait 22 ahşap boyalı tabut gün yüzüne çıkarıldı. Aynı alanda, mühürleri hâlâ bozulmamış sekiz nadir kap da bulundu.
Keşif, Luksor’un Batı Yaka’sında, Asasif Nekropolü’nün güneybatı kesiminde gerçekleştirildi. Burası, antik Thebai döneminde üst düzey yöneticiler ve tapınak görevlileri için önemli bir gömü alanıydı. Kazı çalışmaları, Yüksek Eski Eserler Konseyi ile Zahi Hawass Arkeoloji ve Miras Vakfı’na bağlı ortak bir ekip tarafından yürütülüyor.
Kaya Odasında Düzenli İstif
Arkeologlar, dikdörtgen planlı kaya oyma bir odanın içinde üst üste yerleştirilmiş tabutlarla karşılaştı. Odanın birincil mezar değil, bir tür “toplu defin deposu” olarak kullanıldığı değerlendiriliyor.

Toplam 22 ahşap tabut, 10 yatay sıra hâlinde istiflenmiş durumda. Dikkat çeken ayrıntı ise kapakların gövdelerden ayrılarak yerleştirilmiş olması. Bu yöntemle dar mekânda daha fazla gömüye yer açıldığı anlaşılıyor. Uzmanlara göre bu düzenleme, rastgele değil; bilinçli ve planlı bir yerleştirme.
Ön değerlendirmeler, tabutların MÖ yaklaşık 1070–664 yıllarına, yani 21. ile 25. Hanedanlar arasındaki Üçüncü Ara Dönem’e ait olduğunu gösteriyor. Bu dönem, Yeni Krallık’ın ardından merkezi otoritenin zayıfladığı; ancak Teb’deki tapınak kurumlarının büyük güç kazandığı bir süreç olarak biliniyor.
“Amun’un Şarkıcısı” Unvanı Öne Çıkıyor
Tabutların büyük bölümünde kişisel isimler yerine bir unvanın tekrarlandığı görülüyor: “Amun’un Şarkıcısı.”
Bu ifade, özellikle Karnak Temple merkezli Amun kültünde görev yapan kadınları tanımlıyor. Söz konusu kadınlar, tapınak ayinlerinde ilahi söyleyen, müzik icra eden ve kutsal törenlere katılan din görevlileriydi.

Aynı unvanın bu denli yoğun biçimde bir arada bulunması, tapınak müzisyenlerinin toplu defin uygulamalarına dair yeni sorular gündeme getiriyor. Uzmanlar, bu bulgunun Üçüncü Ara Dönem’de kadınların dini hiyerarşideki konumuna ışık tutabileceğini belirtiyor. Teb, o dönemde Amun rahipliği sayesinde yalnızca dini değil, ekonomik ve siyasi açıdan da güçlü bir merkezdi.
Mühürlü Kaplar: Olası Bir Bilgi Hazinesi
Kazılarda tabutların yanı sıra mumyalama sürecinde kullanıldığı düşünülen çömlek kaplar da ele geçirildi. En dikkat çekici bulgu ise daha büyük bir seramik kap içine yerleştirilmiş sekiz mühürlü kap oldu.
Bazılarının kil mühürleri hâlâ sağlam. Bu durum, içlerinde organik kalıntılar ya da ritüel amaçlı maddelerin korunmuş olabileceği ihtimalini güçlendiriyor. Uzmanlar, söz konusu kapları “potansiyel bir bilgi hazinesi” olarak tanımlıyor. Koruma ve laboratuvar analizlerinin ardından, dönemin mumyalama tekniklerine dair yeni veriler elde edilmesi bekleniyor.

Restorasyon Çalışmaları Başlatıldı
Turizm ve Eski Eserler Bakanı Şerif Fethi, tabutların ahşap ve boyalı yüzeylerinin oldukça hassas durumda olduğunu açıkladı. Bu nedenle acil koruma süreci başlatıldı.
Zayıflamış ahşap lifler güçlendirildi, dökülmeye yüz tutmuş pigment tabakaları sabitlendi ve yüzeyler kontrollü biçimde temizlendi. Amaç, canlı renklerin korunarak eserlerin güvenli depolama alanlarına taşınması.
Kazı heyetinin başkanı Zahi Hawass, bulguyu Üçüncü Ara Dönem arkeolojisi açısından “olağanüstü” olarak nitelendirdi.
Asıl Mezarlar Nerede?
Araştırmalar sürüyor. Bilim insanları şimdi tabutların ilk gömüldüğü orijinal mezarları tespit etmeye çalışıyor. Bu defin deposunun, yağmalama tehlikesi ya da mezarlık düzenlemeleri nedeniyle gerçekleştirilen bir yeniden yerleştirme operasyonunun sonucu olabileceği düşünülüyor.
Luksor, antik Thebai’nin kalbinde yer alan ve sıklıkla “dünyanın en büyük açık hava müzesi” olarak tanımlanan bir bölge. Asasif Nekropolü’nden gelen bu son keşif, Amun kültüne hizmet eden kadınların dini ve toplumsal rolünü yeniden değerlendirme fırsatı sunuyor.
