Türkmen Karahöyük kazılarında ortaya çıkarılan Luvice mühür, Kurunti-ziti adlı bir görevlinin adını ve unvanını taşıyor. Buluntu, yerleşimde yaklaşık 3.500 yıl önce işleyen örgütlü bir idari yapıya ilişkin yeni kanıtlar sunuyor.
Tunç Çağı’nda yaşamış yöneticilerin ve görevlilerin büyük bölümü geride isimlerini bırakmadan tarihten silindi. Belgeleri yok oldu, çalıştıkları yapılar yıkıldı ve denetledikleri günlük işlemler unutuldu.
Konya’nın Çumra ilçesindeki Türkmen Karahöyük’te bulunan küçük bir taş mühür ise bu görevlilerden birinin adını günümüze taşıdı.
Yaklaşık MÖ 1500–1400 yıllarına tarihlendirilen mühür üzerinde Luvice hiyerogliflerle Kurunti-ziti adı ve idari bir unvan yer alıyor.
Kazılarda ayrıca iki bakır mühür ile başka bir kişinin adını taşıyan kil mühür baskısı ortaya çıkarıldı. Buluntular, Türkmen Karahöyük’te Geç Tunç Çağı sırasında birden fazla görevlinin yer aldığı örgütlü bir idari sistem bulunduğunu düşündürüyor.

Kurunti-ziti adlı görevli kimdi?
Kurunti-ziti adının, Hitit ve Luvi dünyasında önemli bir yere sahip olan tanrı Kurunta ile bağlantılı olduğu düşünülüyor. Kurunta, avcılık ve vahşi hayvanlarla ilişkilendirilen bir tanrıydı.
Taş mühürde hem kişinin adının hem de unvanının bulunması, eseri özellikle önemli hâle getiriyor. Mührün, yerleşimin veya çevresindeki toprakların yönetiminde görev alan bir yetkiliye ait olduğu değerlendiriliyor.
Kurunti-ziti’nin siyasi hiyerarşinin en üst basamaklarında yer almadığı düşünülse de mühür, onun idari sistem içinde tanımlanmış bir konuma sahip olduğunu gösteriyor.
Farklı bir ismin yer aldığı kil mühür baskısı ise burada yalnızca tek bir görevlinin bulunmadığına işaret ediyor. Bu durum, yetki ve sorumlulukların farklı kişiler arasında paylaştırıldığı daha karmaşık bir bürokratik yapının varlığını destekliyor.

Mühürler Tunç Çağı’nda nasıl kullanılıyordu?
Mühürler, Tunç Çağı Anadolu’sunda yönetimin temel araçları arasında yer alıyordu.
Görevliler mühürlerini ıslak kil üzerine bastırarak belgeleri onaylıyor, kapları kapatıyor ve depolanan ya da taşınan malları güvence altına alıyordu. Kil üzerindeki iz, işlemden veya maldan sorumlu kişinin kimliğini gösteriyordu.
Bir mührün kırılması ya da kil baskının bozulması, bir kabın veya deponun izinsiz açıldığını da ortaya çıkarabiliyordu.
Türkmen Karahöyük’te birden fazla mühür ve mühür baskısının bulunması, yalnızca kişisel eşyalara değil; malları, belgeleri ve sorumlulukları denetleyen kurumsal bir düzene işaret ediyor.
Kazı eş başkanı Doç. Dr. Michele Rüzgar Massa, buluntuların yerleşimde bir bürokrasi ve devlet hiyerarşisinin varlığını gösterdiğini belirtiyor.

Türkmen Karahöyük neden önemli?
Türkmen Karahöyük, Konya Ovası üzerinde yaklaşık 35 metre yükseliyor ve ana höyük yaklaşık 30 hektarlık bir alanı kaplıyor. Yerleşimin höyüğün dışına da yayıldığı düşünüldüğünde, burası Orta Anadolu’nun en büyük Roma öncesi yerleşimlerinden biri olarak öne çıkıyor.
Arkeolojik veriler, Türkmen Karahöyük’ün tarih öncesi dönemlerden Tunç ve Demir Çağlarına, oradan da Helenistik döneme kadar binlerce yıl boyunca kullanıldığını gösteriyor.
Yerleşim aynı zamanda, yeri henüz kesin olarak belirlenemeyen önemli Hitit merkezi Tarhuntaşşa için öne sürülen adaylardan biri.
Yeni mühürler Türkmen Karahöyük’ün Tarhuntaşşa olduğunu kanıtlamıyor. Ancak yerleşimin önemli bir siyasi merkezden beklenebilecek idari kapasiteye sahip olduğunu gösteren kanıtları güçlendiriyor.

Türkmen Karahöyük, 2019 yılında höyük yakınlarında bulunan anıtsal Luvice hiyeroglif yazıtla da uluslararası ölçekte tanınmıştı. Yazıtta Büyük Kral Hartapu’nun adı geçiyor ve yerleşimin Demir Çağı’ndaki siyasi önemine ışık tutuluyordu.
Yeni keşfedilen mühürler ise Türkmen Karahöyük’teki kurumsal yönetimin izlerini birkaç yüzyıl daha geriye, Geç Tunç Çağı’na taşıyor.
Kazılar, Bilkent Üniversitesinden Michele Rüzgar Massa ile Chicago Üniversitesinden James Osborne’un eş başkanlığında sürdürülüyor.
Kurunti-ziti büyük bir anıtta ya da savaş anlatısında değil, günlük idari işlerde kullanıldığı düşünülen küçük bir mühür üzerinde hatırlandı.
