Moğolistan’ın batısındaki ulaşılması güç bir kaya mezarı, erken Orta Çağ Avrasya bozkırlarına ait iki sıra dışı eseri günümüze taşıdı: şeftali ağacından yapıldığı bildirilen kompozit bir yay ve üzerinde Eski Türk runik yazısı bulunan at başlı telli bir çalgı.
Jargalant Khairkhan kaya mezarı, 2008 yılında Moğolistan’ın Khovd eyaletinde keşfedildi. Kuru iklim ve dış etkenlerden korunan dar mağara; ahşap, deri, ağaç kabuğu ve ipek gibi normal koşullarda kısa sürede çürüyecek organik malzemelerin olağanüstü biçimde korunmasını sağladı.
Kayıp koyunların peşinden giderken mezarı buldu
Mezarı, 25 Mayıs 2008’de Namsrai Dandar adlı yerel bir çoban keşfetti. Dandar, sürüden ayrılarak Nükhen Khad adı verilen kayalık zirveye çıkan koyunları geri getirmeye çalışırken çevrede neredeyse fark edilmeyen bir mağara açıklığı gördü.
İçeri baktığında önce yuvarlak uçlu ahşap bir nesne ile bir çift üzengi fark etti. Dar alana girerek toprağı elleriyle açtığında ahşap bir eyer, sarı renkli bir yay ve içinde oklar bulunan bir sadak çıkardı.
Kazmayı sürdürürken insan kaburgaları, omurlar ve leğen kemiği parçalarıyla karşılaşınca buranın bir mezar olduğunu anladı ve çalışmayı durdurdu. Buluntu daha sonra yerel tarih öğretmeni Chimeddorzh Enkhtör aracılığıyla uzmanlara bildirildi. Moğolistan Bilimler Akademisi Arkeoloji Enstitüsünden araştırmacılar mezarı 26 Haziran 2008’de kazdı.
Deniz seviyesinden yaklaşık 1.866 metre yüksekteki mağaranın girişi yalnızca 86 santimetreye 60 santimetre genişliğindeydi. İçeride ayakta durmak mümkün değildi; arkeologlar mezarın kuzey bölümüne ancak emekleyerek ulaşabildi.

Genç adam silahları ve binicilik takımlarıyla gömülmüştü
Mezarda 20–25 yaşlarında bir erkeğe ait iskelet bulundu. Genç adamın yanına eyer, üzengiler, zırh levhaları, bıçak, kemer parçaları, yay muhafazası, sadak ve oklar bırakılmıştı.
Kafatasının sol alın bölümünde keskin bir cismin açtığı 3,6 santimetreye 2 santimetrelik bir yara izi tespit edildi. Kemiğin iyileşmiş olması, adamın bu yaralanmadan sonra bir süre daha yaşadığını gösteriyor.
Mezar eşyaları savaşçı veya atlı bir okçuyu düşündürse de araştırmacılar, kişinin kesin askerî ve toplumsal statüsünü belirlemenin mümkün olmadığını vurguluyor.

Şeftali ağacından yapıldığı bildirilen kompozit yay
Yay iki parça hâlinde bulunmasına rağmen yapım tekniğinin incelenmesine imkân verecek ölçüde korunmuştu. Konservasyon sonrasında yayı konu alan güncel haberlerde, ahşap çekirdeğin şeftali ağacından yapıldığı bildirildi.
Aynı kaynakta yayın; dağ keçisi ve yabani sığır boynuzu, hayvan siniri ve balık esaslı yapıştırıcının bir araya getirildiği çok katmanlı bir silah olduğu aktarılıyor. Huş ağacı kabuğu ve deri kaplamaların ise yayı nemden ve fiziksel aşınmadan koruduğu belirtiliyor.
Kompozit yaylar, ahşap, boynuz ve sinirin farklı mekanik özelliklerinden yararlanıyordu. Bu yapı, nispeten kısa bir yayın gerildiğinde yüksek miktarda enerji depolamasına olanak sağlıyor ve at sırtındaki okçulara önemli bir üstünlük kazandırıyordu.
Bilimsel ön rapor yayımlandığında ahşap türü, yapıştırıcılar ve ok tüyleri üzerindeki analizler henüz tamamlanmamıştı. Araştırmacılar yay, sadak, eyer ve telli çalgının bilgisayarlı tomografiyle incelenmesini; kullanılan ahşap, pigment ve bağlayıcı maddelerin belirlenmesini planlamıştı.
Sadakta 23 ok gövdesi ve 20 demir uç bulundu
Mezardaki sadakta 23 ahşap ok gövdesi ile farklı biçimlerde 20 demir ok ucu tespit edildi. Daha sonraki haberlerde gövdelerin kuşburnu sürgünlerinden, dengeleyici tüylerin ise kaya kartalından elde edildiği belirtildi.
Arkeologlar bazı okların gez bölümlerinin yakınında farklı renklerde boya izleri de belirledi. Bu işaretlerin, okçuya sadaktan çıkarmadan önce hangi okun hangi tür uca sahip olduğunu ayırt etme olanağı vermiş olabileceği düşünülüyor.
Huş ağacı kabuğundan yapılmış sadak, deri bir kaplamaya ve güçlendirici ahşap şeritlere sahipti. Askı sistemine ait deri kayışlar ve demir parçalar da mezarda korundu.

At başlı çalgı modern morin khuurdan farklı
Mezarın en dikkat çekici buluntularından biri, genç adamın başının arkasına bırakılan ahşap telli çalgıydı. Çalgının sapı oyma bir at başıyla sonlanıyordu.
Araştırmacılar eseri ihtiyatla at başlı keman veya morin khuur olarak tanımladı. Ancak çalgının yapısı günümüz Moğolistan’ında kullanılan modern morin khuur örneklerinden önemli ölçüde farklıydı.
Modern çalgılar genellikle ayrı bir sap ile yamuk biçimli bir ses kutusunun birleştirilmesiyle yapılırken Jargalant Khairkhan örneği kaşık biçimli, kesintisiz bir gövdeye sahipti. Çalgının gövdesi huş ağacından, ses tablası ve köprüsü ise söğütten yapılmıştı.
Bu özellikleri nedeniyle eser, modern at başlı çalgının öncüllerinden kabul edilen šanagan chuur, yani “kepçe keman” olarak bilinen çalgıya daha fazla benziyor.
Runik yazı koyu şeritlerin altında saklanmıştı
Çalgının sapına 12 Eski Türk runik karakteri kazınmıştı. Yazının daha sonra koyu renkli şeritlerle kapatıldığı ve çalgıyı kullanan kişinin görüşünden gizlendiği anlaşıldı.
Kısa yazıtta sözcük ayırıcılarının bulunmaması, sesli harflerin yazılmaması ve ahşabın doğal çizgilerinin bazı harflere benzemesi nedeniyle metin kesin olarak çözülemedi. Araştırmacılar bunun yapımcının adını veya geniş bir kitleye değil, belirli bir kişiye yönelik özel bir mesajı içeriyor olabileceğini değerlendirdi.

Ses kutusunun omuz bölümüne kazınmış ikinci bir şeklin de runik yazı olabileceği düşünülüyor, ancak bu bölüm henüz okunamadı.
Çalgının alt yüzeyinde ise petroglifleri andıran bir av sahnesi yer alıyor. Çizimde gerilmiş refleks yay taşıyan bir insan figürüyle birlikte geyikler, dağ keçileri ve köpekler görülüyor. Farklı üslupta çizilmiş başka bir geyik figürünün ise daha sonraki bir tarihte başka biri tarafından eklenmiş olabileceği belirtiliyor.
Mezar Eski Türk dönemine tarihleniyor
Oval biçimli üzengiler, geniş eyer, zırh levhaları, ağaç kabuğundan yapılmış sadak, yay muhafazası, kemer parçaları ve runik yazı, mezarın Eski Türk dönemiyle ilişkilendirilmesini sağladı.
Araştırmacılar buluntuları genel olarak MS 6–8. yüzyıllara tarihlendiriyor. Çalgı üzerindeki runik işaretlerin ise İkinci Türk Kağanlığı döneminin, özellikle 8. yüzyılın ilk yarısındaki büyük yazıtlarla aynı yazı geleneğine ait olabileceği belirtiliyor.
Mezardan yaklaşık 50 ipek parçası da çıkarıldı. Bunların arasında dikey biçimde yazılmış Çince karakterler taşıyan sarı bir kumaş parçası bulunuyordu. Yazının tamamı korunmasa da karakterlerin yetenekli bir kişi tarafından zarif bir üslupla yazıldığı anlaşıldı.
Bir mezardan silah, müzik ve yazı kültürüne uzanan hikâye
Jargalant Khairkhan mezarını önemli kılan yalnızca tek bir sıra dışı eser değil, birbirini tamamlayan organik buluntuların aynı bağlamda korunmuş olmasıdır.
Şeftali ağacından yapıldığı bildirilen yay, erken Orta Çağ ustalarının farklı doğal malzemeleri güçlü ve esnek bir silaha dönüştürme bilgisini yansıtıyor. At başlı çalgı ise müzik, görsel anlatım ve runik yazının aynı nesne üzerinde buluştuğu son derece ender bir örnek sunuyor.
Aynı dar mağarada yan yana korunan iki eser, Moğolistan’daki Eski Türk dönemi yaşamının yalnızca atlı savaşçılık ve silah teknolojisinden ibaret olmadığını gösteriyor. Buluntular; zanaatkârlık, müzik, avcılık, yazılı iletişim ve kişisel ifade biçimlerinin Avrasya bozkırlarında nasıl iç içe geçtiğine dair nadir bir tablo ortaya koyuyor.
Kapak fotoğrafı: Nükhen Khad, Zhargalant Khairkhan. Ön planda mağara, arka planda Khar Nuur.
