Sardinya’da 3.200 yıllık taş bir kulenin içinde arkeologlar mühürlenmiş bir kuyu, parçalanmış törensel kaplar ve savaş için üretilmemiş bir bronz kılıç buldu.
Sardinya’nın orta-güney kesimindeki Nuraghe Barru’da yapılan keşif, adanın ünlü Tunç Çağı kulelerinin sonraki dönemlerde nasıl kullanıldığına dair bilgileri değiştiriyor. Nuraghe olarak bilinen bu dev taş anıtlar, Sardinya toplumu değiştiğinde her zaman terk edilmedi. Bazı durumlarda kutsal alanlara dönüştürüldü.
Tübingen Üniversitesi’nden Dr. Silvia Amicone liderliğindeki yeni disiplinler arası çalışma, Nuraghe Barru’nun ilk inşa edilişinden yüzyıllar sonra, Erken Demir Çağı’nda da aktif kaldığını gösteriyor. Alan, ritüel, hafıza ve toplumsal gücün kesiştiği bir merkez hâline gelmiş görünüyor.
İkinci bir yaşam kazanan Tunç Çağı kulesi
Sardinya’ya “kuleler adası” denmesi boşuna değil. Adada, büyük ölçüde MÖ 1700 ile 1100 yılları arasında inşa edilmiş yaklaşık 7.000 nuraghe hâlâ ayakta. Bu yapıların kesin işlevi ise uzun süredir tartışma konusu. Bazıları savunma yapısı, elit konutu, bölgesel güç göstergesi, ritüel alanı ya da bu işlevlerin birkaçını birden taşıyan merkezler olabilir.
Tunç Çağı’nın sonu ve Demir Çağı’nın başlangıcında, yaklaşık MÖ 1200 ile 800 arasında, Sardinya’nın dini dünyası değişmeye başladı. Kutsal kuyular ve yeni kült alanları ortaya çıktı. Bu da temel bir soruyu gündeme getirdi: Eski kuleler anlamını mı yitirdi, yoksa bazı topluluklar bu yapıları yeni amaçlarla kullanmaya devam mı etti?
Nuraghe Barru bu soruya güçlü bir yanıt veriyor. Burası ölü bir anıt gibi görülmedi. Yeniden etkinleştirildi.

Kırılmış sunularla dolu mühürlü bir kuyu
Yerel Soprintendenza’dan Dr. Chiara Pilo liderliğindeki kazılarda, kule kompleksi içinde dikkatle mühürlenmiş bir sarnıç-kuyu ortaya çıkarıldı. Kuyunun dibinde bilinçli biçimde kırılmış seramik kaplar bulundu. Bunlar arasında testiler, minyatür bir amfora ve nadir görülen dört kulplu törensel bir kap vardı.
Depozit ayrıca hayvan ve insan kalıntıları içeriyordu. Bu malzemeler kuyuya yerleştirildikten sonra kuyu kireç taşı levhalarla kapatıldı.
Bu sıradan bir atık yığını değildi. Nesnelerin yerleştirilme biçimi, kapların kırılması ve kuyunun bilinçli olarak mühürlenmesi, planlı bir ritüel eyleme işaret ediyor. Kuyu artık yalnızca bir su yapısı değildi. Törensel bir alana dönüştürülmüştü.
Savaş için değil, ritüel için yapılmış bir bronz kılıç
Mühürlü kuyunun yakınında ekip, merdiven boyunca yerleştirilmiş bir başka dikkat çekici nesne grubu buldu. Bu depozitte 94 santimetre uzunluğunda bir bronz kılıç, jilet benzeri üç bronz nesne ve bir bakır külçesi vardı. Daha sonra merdiven kapatıldı ve anıtın üst katına erişim engellendi.

Kılıç, keşfin en güçlü görsel simgesi. İlk bakışta savaşı çağrıştırıyor. Ancak metal analizleri başka bir hikâye anlatıyor. Kılıç ve bıçak benzeri nesneler, yüksek bakır ve düşük kalay oranına sahip bronzdan yapılmıştı. Araştırmacılara göre bu tür alaşımlar, Nuraghe kültürüne özgü adak kılıçlarında görülüyor. Yani bu nesneler savaş için değil, sembolik ya da ritüel amaçlarla üretilmişti.
Yayımlanan çalışma, Barru kılıcını bir nuraghe içinde bilinen yalnızca ikinci bütün adak kılıcı olarak tanımlıyor. Bu da buluntuyu, bu kulelerin kutsal alanlara nasıl dönüştürüldüğünü anlamak açısından olağanüstü önemli kılıyor.
Jilet benzeri bronz nesneler de hikâyeye başka bir katman ekliyor. Biçimleri İtalya anakarasında bilinen örnekleri andırıyor. Buna karşın bileşimleri, doğrudan ithal edilmekten çok yerel üretime işaret ediyor. Barru, daha geniş Akdeniz etkilerinden kopuk değildi; ancak bu fikirler Sardinya içinde yeniden yorumlanıyordu.
Nesneler Sardinya içinde dolaşıyordu
Seramikler de daha geniş bir hikâye sundu. Araştırmacılar, çanak çömleklerin içindeki mineralleri tanımlayan ince kesit petrografisi yöntemiyle kapların çoğunun Barru’da yerel olarak üretilmediğini belirledi.
Bazıları Sardinya’nın farklı jeolojik bölgelerinden, hatta 40 kilometreden daha uzak alanlardan gelmişti. Bu önemli bir bulgu; çünkü insanlar, malzemeler, gelenekler ve fikirlerin ada boyunca dolaştığını gösteriyor.
Nuraghe Barru, daha geniş bir ağın düğüm noktalarından biri olabilir. Nesneler buraya tesadüfen ulaşmadı. Hâlâ anlam taşıyan bir mekâna getirildiler.
Ritüel, kimlik ve güç
Keşfin en önemli yanı tek bir nesne değil. Asıl değer, bütün dizilimde yatıyor.
Kaplar kırıldı. Kalıntılar kuyuya yerleştirildi. Kuyu mühürlendi. Metal adaklar bir merdivenin yakınına bırakıldı. Kulenin bir bölümüne erişim kapatıldı. Yapının mimarisi değiştirildi.

Bu düzen, mekânın bilinçli biçimde dönüştürüldüğünü gösteriyor. Eski bir Tunç Çağı kulesi, Demir Çağı’nın ritüel yaşamı için yeniden şekillendirildi.
Araştırmacılara göre Nuraghe Barru, Sardinya’nın antik kulelerinin ilk inşa edilişlerinden çok sonra da toplumsal güç taşıyabildiğini gösteriyor. Ada genelinde yeni kutsal alanlar ortaya çıkarken, bazı topluluklar eski anıtları basitçe terk etmedi. Onlara geri döndü, onları değiştirdi ve değişim döneminde kimliklerini ifade etmek için kullandı.
Bu açıdan keşif yalnızca bir kılıç ya da mühürlü bir kuyu hakkında değil. Hafıza hakkında. Nuraghe Barru, bir topluluğun Tunç Çağı geçmişine nasıl uzandığını ve onu yeniden kutsal hâle getirdiğini gösteriyor.
3.000 yıldan fazla zaman sonra kule hâlâ o ânı koruyor: eski taşların, ritüel nesnelerin ve değişen inançların Sardinya’nın en ayırt edici anıtlarından birinin içinde buluştuğu ânı.
Amicone, Silvia, Tiezzi, Valeria, Broisch-Höhner, Manuela, Freund, Kyle P., Heinze, Lars, Morandi, Lionello F., Salis, Gianfranca and Pilo, Chiara. “Ritual and Connectivity in Nuragic Sardinia: An Interdisciplinary Study of Ceramics and Metalwork from Nuraghe Barru” Open Archaeology, vol. 12, no. 1, 2026, pp. 20250078. https://doi.org/10.1515/opar-2025-0078
