Antik DNA analizleri Anadolu’da köpeklerin sanılandan çok daha erken ortaya çıktığını gösterdi. Türkiye’deki Pınarbaşı yerleşiminde incelenen kalıntılar köpeklerin yaklaşık 16 bin yıl önce insanlarla birlikte yaşamaya başladığını ortaya koyuyor. Bu bulgular köpek evcilleştirmenin zaman çizelgesini önemli ölçüde geriye çekiyor.
Çalışma Oxford Üniversitesi liderliğinde 17 uluslararası kurumun katkısıyla yürütüldü. Sonuçlar Nature dergisinde yayımlandı.
Anadolu’da başlayan hikâye
Köpeklerin ne zaman ve nasıl evcilleştiği uzun süredir tartışmalıydı. Özellikle erken dönemlerde kurtlarla köpekleri ayırt etmek zordu. Kemik yapıları büyük ölçüde benzerdi.
Bu kez tablo daha net.
Pınarbaşı’ndan elde edilen ve yaklaşık 15 bin 800 yıl öncesine tarihlenen kalıntılar üzerinde yapılan tam genom analizleri bu hayvanların artık kurt değil köpek popülasyonuna ait bireyler olduğunu açık biçimde ortaya koydu.
Bu bulgu köpeklere dair doğrudan genetik kanıtı yaklaşık 5 bin yıl daha geriye çekiyor. Aynı zamanda Anadolu’yu insan ile köpek arasındaki ilişkinin en erken sahnelerinden biri haline getiriyor.
Tarımdan önce kurulan bağ
Keşfin en dikkat çekici yönlerinden biri zamanlaması.
Bu köpekler tarımın ve yerleşik yaşamın henüz ortaya çıkmadığı bir dönemde yaşıyordu. İnsan toplulukları avcı-toplayıcıydı. Buzul Çağı’nın sert koşullarında hareket halindeydi.
Buna rağmen köpekler o dönemde bile ayrı bir tür olarak ortaya çıkmıştı.
Genetik veriler bu erken köpeklerin yaklaşık 18 bin 500 ile 14 bin yıl önce Batı Avrasya’ya yayılan bir popülasyonun parçası olduğunu gösteriyor.

Geniş bir coğrafyaya yayılan iz
Anadolu’daki bulgular Avrupa’daki verilerle birlikte değerlendirildiğinde daha anlamlı hale geliyor.
İngiltere’deki Gough’s Cave ve Güneydoğu Avrupa’daki bazı alanlardan elde edilen kalıntılarla yapılan karşılaştırmalar bu erken köpeklerin birbirine yakın genetik özellikler taşıdığını ortaya koydu.
Aralarında binlerce kilometre bulunmasına rağmen bu benzerlik dikkat çekici.
Bu durum köpeklerin ortaya çıktıktan sonra hızla yayıldığını ve farklı insan topluluklarıyla birlikte hareket ettiğini düşündürüyor. Epigravettian ve Magdalenian gibi farklı kültürel gruplarla ilişkilendirilmeleri bu yayılımın geniş bir alana yayıldığını gösteriyor.
Sadece av arkadaşı değil
Pınarbaşı bulguları insan ile köpek arasındaki ilişkinin yalnızca avcılıkla sınırlı olmadığını da gösteriyor.
İzotop analizleri insanların köpeklere balık verdiğini ortaya koyuyor. Bu durum bilinçli bir besleme ve bakım ihtimalini güçlendiriyor.
Bazı kalıntıların kasıtlı olarak gömülmüş olması bu hayvanların topluluk içinde daha özel bir yere sahip olabileceğine işaret ediyor.
Benzer bulgular Avrupa’daki diğer alanlarda da görülüyor. Bu da köpeklerin Buzul Çağı toplumlarında sosyal anlam taşıyan varlıklar olabileceğini düşündürüyor.
Anadolu’nun yeniden tanımlanan rolü
Tüm veriler birlikte değerlendirildiğinde Anadolu’nun bu hikâyedeki yeri daha net hale geliyor.
Bölge artık yalnızca geç dönem yerleşimlerin değil insan ile köpek arasındaki ilk bağın kurulduğu coğrafyalardan biri olarak öne çıkıyor.
Kurt ile insan arasındaki mesafenin kapanmasıyla başlayan bu süreç zamanla iki türün kaderini değiştirdi.
