18 May 2026 Gelecek Geçmişin Ürünüdür

Yapay Zekâ, Hitit Çivi Yazılı Tabletlerde Antik Kâtiplerin El Yazısını Ayırt Edebiliyor

Hitit çivi yazılı tabletler, binlerce yıl önce Anadolu’da kurulan güçlü bir devletin hafızasını taşıyor. Ancak bu hafızanın büyük bölümü bugün kırık parçalar halinde duruyor. Yeni geliştirilen Palaeographicum adlı yapay zekâ destekli araç, bu parçaların yeniden eşleştirilmesi için araştırmacılara dikkat çekici bir imkân sunuyor.

Araç, antik metinleri otomatik olarak çevirmiyor. Onun yaptığı daha özel bir iş: kil tablet fotoğraflarındaki tek tek çivi yazısı işaretlerini tanıyor, biçimlerini karşılaştırıyor ve farklı parçalar üzerindeki benzer yazım özelliklerini araştırmacıların önüne getiriyor.

Bu, özellikle Hitit araştırmaları için önemli. Çünkü binlerce tablet parçasının hangi metne, hangi tablete ya da hangi yazıcı geleneğine ait olduğunu anlamak çoğu zaman uzun ve zahmetli bir karşılaştırma gerektiriyor.

Kırık tabletlerin içindeki sessiz izler

Hititler, Geç Tunç Çağı’nın en önemli güçlerinden biriydi. Merkezi bugünkü Kızılırmak kavsi içinde yer alan Hitit Krallığı, Mısır ve Mezopotamya gibi dönemin büyük siyasi merkezleriyle diplomatik, askeri ve kültürel ilişkilere sahipti.

Başkent Hattuşa başta olmak üzere Hitit arşivlerinden günümüze ulaşan çivi yazılı tabletler; antlaşmaları, diplomatik mektupları, ritüel metinleri, mitleri, hukuk belgelerini ve idari kayıtları içeriyor. Fakat bu tabletlerin çoğu eksiksiz halde değil. Zaman içinde kırılan parçalar bugün müzelerde ve araştırma koleksiyonlarında dağınık biçimde korunuyor.

Yapay zekâ destekli tanıma sistemi, üç farklı Hitit tablet parçası üzerindeki LI, HA, RI ve ŠA işaretlerinden örnekleri belirleyerek araştırmacıların KUB 60.40, KUB 44.2 ve KUB 20.59 arasında tek tek çivi yazısı biçimlerini karşılaştırmasına yardımcı oluyor.

Araştırmacıların önündeki temel soru şu: Hangi parça hangi tablete aitti?

Bu sorunun yanıtı yalnızca metnin içeriğinde değil, bazen yazının biçiminde saklı. Çivi yazısı, ıslak kile bir kamış ya da benzeri bir kalemle bastırılarak oluşturulmuş olsa da her kâtip işaretleri aynı şekilde yazmadı. Bazıları kama izlerini daha geniş aralıklarla bıraktı. Bazıları belirli açılar, baskı izleri ya da küçük kıvrımlar oluşturdu.

Bu ayrıntılar, modern anlamda bir tür “antik el yazısı” gibi okunabiliyor.

Beş milyondan fazla çivi yazısı işareti

Palaeographicum, yaklaşık 70 bin dijital fotoğraf üzerinden 5 milyondan fazla çivi yazısı işaretine erişim sağlıyor. İlk beta sürümde yaklaşık 3,5 milyon siyah-beyaz ve 1,5 milyon renkli işaret kesiti yer alıyor.

Araç, fotoğraflardaki çivi yazısı işaretlerini belirliyor, ilgili bölümleri kesip çıkarıyor ve bunları karşılaştırmalı görsel tablolar halinde düzenliyor. Böylece araştırmacılar, farklı tablet parçalarındaki belirli işaretleri yan yana görebiliyor.

Bu sistem, klasik yöntemlerle saatler ya da günler sürebilecek görsel karşılaştırmaları büyük ölçüde hızlandırıyor. Proje ekibinin verdiği örneğe göre, beş tablet parçasındaki seçili işaretlerin karşılaştırılması daha önce yaklaşık üç gün sürebilirken, Palaeographicum ile aynı işlem yaklaşık beş dakikada yapılabiliyor.

Bu, araştırmacının yerini alan bir sistem değil. Son kararı yine dili, yazı sistemini ve tarihsel malzemeyi bilen uzmanlar veriyor. Ancak araç, uzmanların en çok zamanını alan görsel tarama ve karşılaştırma sürecini ciddi biçimde kısaltıyor.

Palaeographicum, KBo 11.46 tablet parçası üzerindeki çivi yazısı işaretlerini tek tek tanımlıyor; her işareti karşılaştırma amacıyla kırmızı kutular, okunuş bilgileri ve referans numaralarıyla gösteriyor.

Tablet parçalarını birleştirmede yeni imkân

Palaeographicum’un en dikkat çekici yönlerinden biri, farklı parçalar üzerindeki işaret biçimlerini karşılaştırarak aynı tablete ait olabilecek fragmanların belirlenmesine katkı sağlaması.

Projede verilen bir örnekte, üç ayrı tablet parçasından alınan işaretler araçla karşılaştırıldı. Sonuçta bu üç parçanın aynı tablete ait olduğu gösterildi.

Bu tür eşleştirmeler, Hitit metinlerinin yeniden kurulması açısından büyük önem taşıyor. Çünkü tek başına anlamı sınırlı olan küçük bir parça, doğru fragmanla birleştiğinde daha geniş bir metnin, hatta tarihsel bir olayın eksik bölümünü tamamlayabilir.

Tarihleme için de yeni bir destek

Hitit tabletlerinde çoğu zaman açık bir tarih bulunmaz. Bu nedenle araştırmacılar metinleri tarihlendirirken dil özelliklerine, içeriklerine, arkeolojik verilere ve yazı biçimlerine bakar.

Çivi yazısı işaretlerinin şekli yüzyıllar içinde değiştiği için, Palaeographicum yalnızca parçaları eşleştirmeye değil, tabletlerin hangi döneme ait olabileceğini anlamaya da yardımcı olabilir.

Aracın adı da buradan geliyor. Paleografi, eski yazı biçimlerinin tarihsel gelişimini inceleyen bilim dalı. Burada incelenen “el yazısı” ise 3 bin yıldan daha uzun süre önce Hitit dünyasında çalışan kâtiplerin kile bıraktığı izler.

Antik kâtiplerin kariyerleri izlenebilir mi?

Palaeographicum, 2018-2023 yılları arasında yürütülen bilgisayar destekli çivi yazısı analizi çalışmalarının üzerine geliştirildi. Projede Würzburg Üniversitesi, Mainz Bilimler ve Edebiyat Akademisi ve TU Dortmund’dan araştırmacılar yer aldı.

Uzun vadeli hedef daha da iddialı: Yapay zekânın bir gün tek tek antik kâtiplerin elini otomatik olarak tanıyabilecek seviyeye gelmesi.

Bu başarı sağlanırsa, araştırmacılar belirli bir kâtibin kariyeri boyunca hangi metinleri yazdığını, yazı biçiminin zaman içinde nasıl değiştiğini ve Hitit devletinde yazıcıların nasıl çalıştığını daha ayrıntılı biçimde inceleyebilir.

Şimdilik Palaeographicum, kırık kil parçaları üzerinde aynı antik elin izini aramak için güçlü bir araç sunuyor. Hitit araştırmalarında bu, tek başına duran bir parçanın daha büyük bir metne yeniden bağlanması anlamına gelebilir.

Kapak fotoğrafı: Yaklaşık 10 santimetre genişliğindeki bu Hitit çivi yazılı tablette bir bayram ritüeli anlatılıyor. Uzaktan metin satırları seçilebilse de yakın görünüm, tablet yüzeyinin ne kadar aşındığını ortaya koyuyor. Yapay zekâ, bu aşınmaya rağmen işaretlerin tanınmasına yardımcı oluyor. Kaynak: Daniel Schwemer / Würzburg Üniversitesi

Banner
Benzer Yazılar

Lüleburgazlılar Sıbyan Mektebi’nin Müze Olmasını İstiyor

9 Şubat 2021

9 Şubat 2021

Mimar Sinan‘ın ustalık eserlerinden Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi içinde yer alan Sıbyan Mektebi‘nin tarihi müze olmasını isteyen Lüleburgazlılar imza kampanyası...

Troya’nın Kalbinde Savaşın İzleri: Efsane Gerçek Mi Oluyor?

9 Temmuz 2025

9 Temmuz 2025

Çanakkale’nin Hisarlık Tepesi’nde sürdürülen arkeolojik kazılarda, Troya Savaşı’nın tarihsel temellerine ışık tutabilecek yeni bulgular gün yüzüne çıkıyor. 3.500 yıllık sapan...

8.500 yıllık Yenikapı batıkları müze bekliyor

19 Haziran 2023

19 Haziran 2023

Marmaray projesi sırasında keşfedilen ve dünyanın en büyük antik gemi koleksiyonu olarak kabul edilen Yenikapı batıklarının koruma süreci, müze ve...

Verona yakınlarında Büyük Theodoric’e ait villanın taban mozaiği bulundu

18 Nisan 2022

18 Nisan 2022

İtalya’nın kuzeyindeki Verona kenti yakınlarında, Ostrogoth kralı Büyük Theodoric’in villasındaki (MS 5) antik Roma mozaik döşemesinin bir bölümü keşfedildi. Mozaik,...

Gürcistan’da 1.8 milyon yıllık insan dişi bulundu

9 Eylül 2022

9 Eylül 2022

Gürcistan’ın başkenti Tiflis’in yaklaşık 100 km güneybatısında Orozamni köyü yakınlarında 1.8 milyon yıllık insan dişi bulundu. Gürcü arkeologlar tarafından bulunan...

Adıyaman’da Nadir Keşif: 1.800 Yıllık Kubbeli Roma Mezarı Ortaya Çıkarıldı

29 Aralık 2025

29 Aralık 2025

Adıyaman’da gün yüzüne çıkarılan yeni bir arkeolojik yapı, Roma döneminde elit gömü geleneklerine dair önemli ipuçları verecek. Besni kırsalında tespit...

Stratonikeia Antik Kentinin Mitolojik Maskeleri

28 Kasım 2020

28 Kasım 2020

3.000 yıllık Stratonikeia antik kentinde yapılan arkeolojik kazılarda, 2.200 yıl öncesine tarihlendirilen taş blokları süsleyen 10 maske daha ortaya çıktı....

Yeni araştırma; Levant’ta tarım, 12.800 yıl önce yaşanan göktaşı felaketi ile başladı

4 Ekim 2023

4 Ekim 2023

Tarih öncesi Dünya üzerinde yaşam göktaşların kaderine bağlıydı. Milyonlarca yıl önce devasa bir göktaşının yeryüzüne düşmesi ile dinozor nesli ortadan...

İtalya’da daha önce bilinmeyen bir Etrüsk tapınağı keşfedildi

12 Kasım 2022

12 Kasım 2022

Freiburg Üniversitesi ve Mainz Üniversitesi’nden arkeologlar, İtalya’nın Lazio bölgesindeki Vulci antik kentinde daha önce bilinmeyen bir Etrüsk tapınağı keşfetti. 45...

Anadolu arkeolojisi tarihinde ilk defa Med kültürü eserleri bulundu

17 Ekim 2022

17 Ekim 2022

Anadolu arkeolojisi tarihinde ilk defa Med kültürüne ait eserler ortaya çıkarıldı. Oluz höyük kazı başkanı Prof. Dr. Şevket Dönmez, “Bu...

Arkeologlar, Litvanya’da Yıkılan Büyük Vilna Sinagogu’nun Tevrat Sandığı’nı Ortaya Çıkardılar

30 Ağustos 2021

30 Ağustos 2021

Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yapılan kazılarda, Holokost sırasında Naziler tarafından tahrip edilen ve daha sonra Sovyetler tarafından tekrar yerle bir edilen Büyük Vilna Sinagogu’nun Tevrat...

Roopkund Gölündeki Yüzlerce İskelet DNA Analizleriyle Şaşırttı

25 Şubat 2021

25 Şubat 2021

Himalayalar’ın yüksek kesimlerinde  Roopkund adı verilen bir buzul gölü bulunmaktadır. Bu göl yöresel halk tarafından Gizem gölü ya da İskeletler gölü...

Milas Euromos 2021 Kazılarında İki Arkaik Heykeli Ortaya Çıkarıldı

2 Temmuz 2021

2 Temmuz 2021

Milas Euromos 2021 arkeoloji kazı çalışmaları devam ediyor. Milas Euromos 2021 kazı çalışmalarında arkeologlar, 110 cm boyutlarında yaklaşık 2500 yıllık,...

Nötron aktivasyon analiz sonucu; Çanak çömlek avcı-toplayıcılar tarafından da kullanıldı

1 Mayıs 2022

1 Mayıs 2022

Çanak çömlek yapım ve kullanımının yerleşik hayata geçiş ile birlikte görülmeye başladığı kabul edilir. Ancak, Japonya’nın Tanegashima bölgesinde bulunan çanak...

DNA analizleri ile yüzün yeniden yapılandırılması mümkün

22 Haziran 2022

22 Haziran 2022

Viyana Üniversitesi ve Ulsan Ulusal Bilim ve Teknoloji Enstitüsü tarafından Kore Ulusal Müzesi ile işbirliği içinde yönetilen uluslararası bir ekip,...

Yorumlar
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

[mc4wp_form id=”621″]