18 July 2026 Gelecek Geçmişin Ürünüdür

Taş Devrinin Bilinmeyen Müzik Aletleri

Müzik dünyanın evrensel dilidir. Atalarımızın bizden binlerce yıl önce güzel seslerin cazibesine kapılıp kapılmadığını bilmemiz mümkün değil. Ama bildiğimiz ve emin olduğumuz bir şey var ki onlarda güzel seslere en az bizim kadar meraklıydılar. Yaptıkları müzik aletlerinin bu şekilde tanımlandığını bilmeseler de.

Slovenyalı arkeologlar tarafından bulunan “Neandertal flütü” en az 60.000 yaşında olabilir. Araştırmacılar 1995 yılında bulunmuş olan bu eşyanın Neandertaller tarafından yapılmış olduğuna inanıyor. Almanya’da bilim adamları , bir Homo sapiens’in ellerinin yaklaşık 42.000 yıl önce yapmış olabileceği “kuş kemiği flütlerini” ortaya çıkardılar.

Bugün kullanılan nefesli enstürümanlara çok benzeyen bu eşyaların tanımlanmasına bazı bilim adamları halen karşı çıkmaktadır. Fakat günümüzde kullandıklarımızın neredeyse aynı mantıkla yapılmışlardır. Düzgünce delinmiş ve parmak delikleriyle tamamlanmıştır.

Slovenya da bulunan bu kemiklerin Neandertallere ait olduğu düşünülüyor. Neandertal flütü.

Müzikle etkileşim için sadece nefesli flütlerden bahsetmek doğru olmasada bu eşyaların tam olarak neyi ifade ettiklerini çıkarımlıyoruz. Fakat bazı eşyaların gerçekten müzik için yapılıp yapılmadığını anlayamadığımız da oluyor.

Örneğin isveçte bulunan “vızıltı kemikleri” buna en güzel örnek. Bu ilginç nesne, ortasında bir delik bulunan küçük, dikdörtgen bir domuz kemiğinden yapılmıştır. Bir kişi, kemiğin içinden bir ilmeğe bağlı bir ip geçirir, böylece uçları tutabilir ve kemiği havada asılı tutabilir. İpleri bükün ve sonra gerin ve kemik dönerek havanın titremesine ve alçak, hırıltılı bir bzzzz oluşturmasına neden olur.

Bızz kemikleri adı verilen bu alet Isveç’te bulunmuştur. Iskandinav ülkelerinde genel olarak bilinen bir alettir.

Johannesburg’daki Witwatersrand Üniversitesi’nden arkeolog Joshua Kumbani ve meslektaşlarının çalışmalarında eski insanların müziği nasıl kullandıklarına dair bir araştırma yürütüyor.

Kumbani, danışmanı arkeolog Sarah Wurz ile birlikte, bir zamanlar insanların, 9.600 ila 5.400 yıl öncesine ait insan kalıntıları ve kemik, kabuk ve yumurta kabuğu süslemeleriyle zengin bir katmana gömülü ses çıkarmak için kullandıkları bir enstrüman belirlediklerine inanıyor. Bu keşif pek çok düzeyde önemlidir. Kumbani, “İnsanların onu müzikal amaçlarla kullanmaları veya bu eserlerin cenazelerde ölülerini gömdüklerinde kullanılmış olma ihtimali olabilir” diye varsayıyor.

Çalışma, yaklaşık 2000 yıl önce metal işlemenin tanıtılmasıyla sona eren bir dönem olan Taş Devri’nden Güney Afrika’da ses üreten eserlerin ilk bilimsel kanıtını sunuyor. Bu “ilk” biraz şaşırtıcı. Güney Afrika, arkeolojiye erken dönem insan yaratıcılığına hitap eden çok sayıda bulgu sağladı. Örneğin, bölgede 100.000 yıl önce yaşayan insanların , sanatsal çabalar sağlamış olabilecek aşı boyası, kemik ve değirmen taşlarından oluşan küçük ” boya fabrikaları” yarattığına dair kanıtlar var.  Aynı sitede bulunan ve 70.000 yıldan daha eski bir tarihe dayanan kazınmış nesneler , yaratıcılarının sembolik düşüncesine işaret ediyor.

Yine de konu müzik olduğunda, arkeolojik kayıtlar gizemli bir şekilde sessiz kaldı. Yine Witwatersrand Üniversitesi’nden Wurz, “Müzik hepimiz için çok ortaktır” diyor. “Temeldir.” Öyleyse, geçmiş bin yıllık insanların müziği olmasaydı bu tuhaf olurdu.

Bunun yerine, Güney Afrika’nın müzik aletlerinin fark edilmemiş olması mümkündür. Sorunun bir kısmı tanımlamada. Bir şeyin gürültü yapıp yapmadığını ve yaratıcıları için “müzikal” olarak kabul edilip edilmediğini belirlemek küçük bir başarı değil.

Ek olarak, bu bölgedeki ilk arkeologlar   birçok yerde temel teknikler kullandılar. Wurz, birçok arkeologun o dönemde mevcut olan yaklaşımlarla ellerinden gelenin en iyisini yaptığını, ancak bir zamanlar eski insanların yaşadığı sitelerdeki müzik kanıtlarını dikkate almadığını ileri sürüyor. Kısacası, yeraltında hapsolmuş bir ses bilgisi korosu olabileceğinin farkında değildiler.

Güney Afrika’da arkeologlar, Taş Devri bölgelerinde bir dizi kemik tüpü keşfettiler, ancak bu nesnelerde parmak delikleri bulunmadığından, araştırmacılar eserleri boncuk veya kolye olarak etiketlediler. Kumbani, bu öğelerin ses çıkarmış olabileceğini düşünüyor – ancak olası bir enstrümanı belirlemek zor. Ne de olsa modern müzik akademisyenleri, çeşitli kültürlerin neyin armonik, melodik veya müzikal göründüğüne dair oldukça farklı kavramlara sahip olduğuna işaret edeceklerdir.

Öyleyse, herhangi bir nesnenin bir enstrüman olarak tasarlanıp tasarlanmadığını veya hatta ses üretmek için kullanılıp kullanılmadığını nasıl bilebilir?

Lund, belirli bir nesnenin kasıtlı olarak ses üretmek için kullanılmasının ne kadar olası olduğunu belirlemek için bir sınıflandırma sistemi geliştirdi. Delikli açık uçlu bir silindir, başka hiçbir amacı açık olmaksızın bir oluk gibi görünmektedir. Ama bir halka halkası bir bilezik, bir çıngırak veya her ikisi de olabilirdi. Lund’un deneysel çabaları, başka türlü tanıdık görünen eserler için yeni olası geçmişleri aydınlattı.

Bızz kemikleri.

Lund vızıltı kemiği için “Bu harika bir enstrüman” diyor. “İskandinav ülkelerinde hala yaşayan insanlar var, en eski kuşak, büyükanne ve büyükbabalarının onlara nasıl ‘vızıltı kemikleri’ yapacaklarını söylediklerinde size bunu anlatabilecek insanlar var. Yine de Lund’un çalışmasından önce arkeologlar bunların sadece düğme olduklarını varsaymışlardı.

Lund’un öncü çabaları bu alandaki diğer kişiler için bir şablon oluşturdu. Müzik arkeologları, tarihi nesnelerin titiz kopyalarını oluşturarak bu öğelerden ses oluşturmayı deneyebilir ve ardından belirli bir öğenin bu gürültüyü üretmek için kullanılmış olma olasılığını sınıflandırabilir.

Yeni teknolojik gelişmeler, bir müzik arkeoloğunun bir nesnenin ses üretip üretmediğine ilişkin durumunu da destekleyebilir: Tekrarlanan kullanım nesneler üzerinde anlatı işaretleri bırakır, tarihlerini mırıldanan mikroskobik sürtünme izleri.

2017’de Kumbani ve Wurz, güney Cape’deki Taş Devri sitelerinde bulunan eserleri kullanarak Lund’a benzer bir projeye girişmeye karar verdiler. 40 yıldan fazla bir süre önce Lund gibi, bölgenin zengin arkeolojik kayıtlarında diğer arkeologlar tarafından gözden kaçan sağlam araçlar olup olmadığını merak ettiler.

Kumbani ve meslektaşları bulunan eşyaların müzikal özellikler taşıyıp taşımadığını anlamak için deneyler yaptılar. Buldukları sonuçlarda seslerin müzikal olmadığını onayladılar. Ama bu onları yeniden ilk soruya geri götürdü “ama şu soruya geri dönüyor:” Müzik nedir? İnsanlar müziği farklı şekillerde algılıyor.”

İnsanlığın ilk yeniliklerinin birçoğunun kalıntılarının bulunduğu Güney Afrika’da, yüzlerce tanınmayan ses üreten eser olabilir.

Makalenin tamamını okumak isterseniz https://www.sapiens.org/archaeology/archaeology-sound-tools/ sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Banner
Related Articles

Arkeologlar Tikal’de Teotihuacan Mimarisine Benzeyen Yeni Bir Piramit Keşfetti

17 Nisan 2021

17 Nisan 2021

Araştırmacılar, Guatemala’daki Tikal’de yeni bir piramit kompleksi keşfettiler. Guatemala’nın Petén bölgesindeki El Mirador’un yaklaşık 65 km güneyinde, Maya uygarlığının önemli bir bölgesi olan...

Hitit–Luvi Yazıtı, Orta Anadolu’daki İvriz Kaynağının Antik Adını İlk Kez Ortaya Koydu

19 Kasım 2025

19 Kasım 2025

Konya’nın Ereğli ilçesinde 1986 yılında ortaya çıkarılan ikinci Tarhunza steli üzerinde yürütülen yeni epigrafik inceleme, bölgenin kutsal su kültüne ilişkin...

Arkeologlar, 7000 yıllık pamuk kalıntılarına ulaştılar

18 Aralık 2022

18 Aralık 2022

İnsan için giyinme, yeme, içme, barınma kadar önemli bir ihtiyaçtır. Yerleşik düzene geçen insan, giyim ihtiyacını karşılamak için hayvanların deri...

“Atiye” Göbeklitepe’nin Tanıtımına Yardımcı Oluyor

27 Haziran 2021

27 Haziran 2021

Netflix’in orjinal Türk dizisi Atiye, UNESCO Miras Listesi’nde yer alan insanlık ortak tarihi Göbeklitepe’nin tanıtımını dünyaya yapıyor. Netflix’in orjinal dizileri...

Kaçakçılar Roma Antik Kentini Tarumar Ettiler

19 Nisan 2021

19 Nisan 2021

Anadolu’nun eşsiz kültürel değerlerini heba eden kaçakçılar bu seferde Antalya’nın Manavgat ilçesindeki Hisarcıklı Kalesi bölgesinde bulunan Roma döneminden kalma antik...

İspanyol arkeologlar 2.600 yıllık antik gemi batığını çıkarmayı başardılar

25 Aralık 2024

25 Aralık 2024

İspanyol arkeologlar, ülkenin güneydoğu kıyılarındaki sularda ilk kez keşfedilen 2.600 yıllık bir gemi batığını, 20 yıl süren çalışmaların ardından başarıyla...

Yahya Coşkun “Çalınan hiçbir kültür varlığımız yoktur”

16 Şubat 2023

16 Şubat 2023

Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdür Yardımcısı Yahya Coşkun merkez üssü Kahramanmaraş olan 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerde bölgede bulunan...

Dünya’nın en eski kalpazanlığı

22 Kasım 2020

22 Kasım 2020

Hayfa Üniversitesi ve Kudüs İbrani Üniversitesi, Arkeoloji Bilimi Dergisi’nin gelecek ay yayınlanması beklenen sayısında Dünya’nın en eski kalpazanlığı konusunu ele...

İnka Dönemi Öncesi Tanrılara Kurban Verilen İnsan Kalıntıları Bulundu

22 Ekim 2021

22 Ekim 2021

Kuzey Peru’da bir arkeoloji ekibi, İnka dönemi öncesi bir tapınak çevresinde tanrılara kurban olarak verilen 29 insanın kalıntılarını buldu. İnka...

Danimarka’da türünün tek örneği 1000 yıllık altın küpe bulundu

14 Aralık 2021

14 Aralık 2021

Danimarka’daki bir metal dedektörü, İskandinavya’da daha önce hiç görülmemiş, 11. yüzyıldan kalma, türünün tek örneği bir altın mücevher parçasını ortaya...

Tokat’ın Antik Comana Potica Kentinde Mısır’ın 18. Hanedanlığına Ait Mühür Bulundu

7 Ocak 2021

7 Ocak 2021

Tokatta bulunan antik Comana Potica kentinde Mısır’ın 18. Hanedanlığına ait bir mühür bulundu. Antik kent Tokat’ın Gümenek köyünde yer almaktadır....

Anadolu arkeolojisinin duayen ismi Prof. Dr. Refik Duru hayatını kaybetti

27 Şubat 2024

27 Şubat 2024

Anadolu arkeolojisinin duayen ismi Hacılar Höyük kazısı Onursal Başkanı Prof. Dr. Refik Duru hayatını kaybetti. Arkeolojiye adanmış 92 yıllık bir...

St. Ivan Adası’ndaki Manastırın 1500 Yıllık Kutsal Su Kuyusu

25 Kasım 2020

25 Kasım 2020

St. Ivan Adası’ndaki Erken Hıristiyan manastırının 1500 yıllık kutsal kuyusu, Hristiyan arkeolojisi uzmanı Prof. Dr. Kazimir Popkonstantinov liderliğindeki bir arkeolog...

Pompeii’de bulunan en eski fast-food lokantası ziyarete açılıyor

9 Ağustos 2021

9 Ağustos 2021

Pompeii antik kenti 2020 yılı kazılarında ortaya çıkarılan dünyanın en eski fast-food lokantası ziyarete açılıyor. Telegraph, 2 bin yıllık olduğu...

İki amatör arkeolog, Danimarka’nın Zealand Adası’nda Büyük İskender’in eşsiz antik bronz minyatür portresini buldular

13 Nisan 2024

13 Nisan 2024

İki amatör arkeolog, Danimarka’nın Zealand adasındaki Ringsted yakınlarında eşsiz bir keşif yaptı. Tarihin en büyük imparatorlarından Büyük İskender’in eşsiz minyatür...

Comments
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

[mc4wp_form id=”621″]