Polonyalı arkeologlar, Peru’nun kuzey kıyısındaki Castillo de Huarmey arkeolojik alanında 1.300 yıllık Peru tüysüz köpek kalıntıları buldular.
Peru tüysüz köpek kalıntıları üzerinde yapılan yeni araştırmaya göre Wari döneminde yaşayan bazı köpekler yalnızca insanların çevresinde dolaşan hayvanlar değildi; yavruluk dönemlerinde çocuklarınkine benzer bir beslenme düzenine sahipti ve özel bakım görmüşlerdi.
Castillo de Huarmey, antik And dünyasının en dikkat çekici mezarlık alanlarından biri olarak biliniyor. Wari kültürüyle bağlantılı bu merkez, daha önce seçkin mezarları, zengin dokumaları, seramikleri ve tören eşyalarıyla gündeme gelmişti. Ancak bu kez araştırmacıların dikkatini çeken şey değerli objeler değil; köpek kemikleri, dişler, korunmuş deri parçaları ve bu kalıntılarda saklı beslenme izleri oldu.
Wari nekropolünde insanlarla iç içe yaşayan köpekler
Dartmouth College, Varşova Üniversitesi ve Pittsburgh Üniversitesi’nden araştırmacıların yürüttüğü çalışma, Castillo de Huarmey’de bulunan en az 20 köpeğe ait kalıntıyı inceledi. Bunlar arasında yetişkin köpekler, birkaç haftalık yavrular, kısmen korunmuş iskeletler ve doğal biçimde mumyalanmış hayvanlar yer alıyor.
Wari kültürü, İnkalardan yüzyıllar önce And coğrafyasında geniş bir etki alanı kurmuştu. Yönetim merkezleri, yollar, tören alanları ve uzun mesafeli bağlantılarıyla bölgenin sonraki uygarlıkları üzerinde güçlü bir iz bıraktı. Castillo de Huarmey de bu dünyanın seçkinleriyle bağlantılı önemli bir defin ve tören merkeziydi.
Yeni bulgular, bu alandaki yaşamın yalnızca insan mezarları üzerinden anlaşılmayacağını gösterdi. Köpekler de gündelik hayatın, hareketliliğin ve ölümle ilgili ritüellerin bir parçasıydı.

Diş yapısı ve deri kalıntıları tüysüz köpekleri işaret etti
Araştırmacılar, bazı köpeklerin Peru tüysüz köpeğiyle ilişkili olabileceğini belirledi. Bu tanımlamada özellikle diş yapısı önemli rol oynadı. Çünkü tüysüzlüğe neden olan genetik özellik, aynı zamanda bazı dişlerin eksik gelişmesiyle bağlantılıdır.
Castillo de Huarmey’deki birkaç köpekte bu tip diş eksiklikleri saptandı. Doğal şekilde mumyalanmış bir köpeğe ait korunmuş deri parçaları üzerinde yapılan mikroskobik incelemeler de hayvanın çok seyrek tüylü olduğunu destekledi.
Bugün Peru’nun kültürel mirasının bir parçası kabul edilen Peru tüysüz köpeği, And dünyasında çok eski bir geçmişe sahip. Bu hayvanların yaklaşık iki bin yıl önce seramikler üzerinde betimlendiği biliniyor. Castillo de Huarmey’deki kalıntılar ise bu köpeklerin Wari toplumundaki yerini daha somut hale getiriyor.
Yavruların beslenmesi dikkat çekti
Araştırmanın en çarpıcı sonucu izotop analizlerinden geldi. Kemiklerdeki kimyasal izler, köpeklerin yaşamları boyunca ne tür yiyecekler tükettiğini ortaya koydu.

Sonuçlara göre köpeklerin çoğu insanlara benzer gıdalarla beslenmişti. Diyetlerinde mısır ya da mısırla beslenmiş hayvanlardan elde edilen et önemli yer tutuyordu. Bazı örneklerde hayvansal protein izleri de görüldü. Bu proteinler balık, et artıkları ya da yerleşim çevresinde erişilebilen başka gıdalardan gelmiş olabilir.
Ancak genç tüysüz köpekler özel bir tablo sundu. Bu yavruların erken yaşlardaki beslenme düzeni, çocukların beslenmesine benzer izler taşıyordu. Bu durum, onların rastgele artıklarla beslenen hayvanlar olmadığını düşündürüyor. Araştırmacılara göre bazı yavrular bilinçli biçimde beslenmiş ve korunmuş olabilir.
Bu ayrıntı, Peru tüysüz köpeğinin And kültürlerindeki özel yeriyle de örtüşüyor. Bu köpeklerin sıcak derisinin ağrıları ve bazı rahatsızlıkları hafiflettiğine inanıldığı biliniyor. Dolayısıyla onlarla kurulan ilişki, yalnızca yarar ya da bekçilik üzerinden açıklanamayacak kadar karmaşıktı.
Her köpek aynı konumda değildi
Araştırma, köpeklerin tamamını “evcil dost” olarak tanımlamaktan kaçınıyor. Castillo de Huarmey’deki hayvanlar farklı yaşam biçimlerine sahipti.
Bazıları insanlara yakın yaşamış, insanlarla benzer gıdalar tüketmiş ve özel bakım görmüş olabilir. Bazıları ise yerleşimin çevresinde dolaşan, atıklardan yararlanan yarı bağımsız hayvanlardı.

Bir köpek ise diğerlerinden belirgin biçimde ayrıldı. Bu hayvanın beslenme izleri lama ve alpaka gibi And devegillerinin diyetine daha yakındı. Araştırmacılar, bu köpeğin sürülere eşlik etmiş, mevsimsel göçlerde bulunmuş ya da ticaret kervanlarıyla hareket etmiş olabileceğini düşünüyor.
And dünyasında lamalar taşımacılık ve değişim ağları için büyük önem taşıyordu. Köpekler bu hareketli düzen içinde sürüleri koruyan, tehlikeyi haber veren ya da insanlara yolculuklarda eşlik eden yardımcı hayvanlar olarak görev almış olabilir.
Mezarlarda köpeklerin varlığı tesadüf değil
Castillo de Huarmey’de bazı köpeklerin insan mezarlarıyla ilişkili bulunması, keşfin ritüel boyutunu güçlendiriyor. Bir yavru köpek, yüksek değer verilen bir zanaatkârın yanında yer alıyordu. Başka bir yavru, ana mezar alanının koruyucusu olduğu düşünülen bir erkek bireyle ilişkilendirildi. Bir yetişkin köpek ise ergenlik çağındaki bir çocukla birlikte bulundu.
Bu örnekler, köpeklerin mezar alanlarına rastlantısal biçimde karışmadığını düşündürüyor. And inançlarında köpeklerin ölen kişilere ölümden sonraki yolculukta eşlik ettiğine dair güçlü bir düşünce vardı. Özellikle siyah köpekler, yaşayanların dünyası ile ölülerin dünyası arasında rehber kabul edilebiliyordu.
Castillo de Huarmey’deki bulgular bu nedenle yalnızca hayvan kalıntıları değildir. Onlar, Wari toplumunda bakım, hareketlilik, inanç ve ölüm ritüellerinin nasıl iç içe geçtiğini gösteren nadir arkeolojik kanıtlar sunar.
1.300 yıl sonra bu köpekler, antik Peru’da insanlarla hayvanlar arasındaki ilişkinin sadece pratik değil, aynı zamanda duygusal ve sembolik olduğunu ortaya koyuyor.
Kapak Görseli: Castillo de Huarmey’de ortaya çıkarılan Peru tüysüz köpek iskelet kalıntısı. Dr. Weronika H. Tomczyk/ Dartmouth College.
