Frigya denildiğinde akla gelen ilk merkez, kuşkusuz Gordion. Uzun yıllar boyunca Frig siyasi gücünün, kraliyet ritüellerinin ve elit yaşamın yalnızca bu başkent çevresinde şekillendiği kabul edildi. Ancak Bilecik’teki Karaağaç Tümülüsü, bu yerleşik kabulleri sorgulatan çarpıcı veriler sunuyor.
MÖ 8. yüzyıla tarihlenen ve görkemli bir mimariye sahip olan mezar, Frig Kralı Midas’ın ailesi ya da kraliyet çevresiyle doğrudan bağlantılı olabilecek bir gömüye işaret ediyor.
Yerel Bir Elitten Fazlası
Bilecik kırsalında yer alan Karaağaç Tümülüsü, sıradan bir yerel mezardan çok daha fazlasını barındıran bir tümülüs.
Ahşap mezar odasının planlaması, kullanılan yapı teknikleri ve gömü düzeni, Frig kraliyet gömülerine özgü özellikler taşıyor. Bu ölçekte ve nitelikte bir mezar, gömüt sahibinin yalnızca bölgesel bir elit değil, Frig iktidar sistemi içinde ayrıcalıklı bir konuma sahip olduğunu düşündürüyor.
Mimari ayrıntılar, özellikle Gordion’daki kraliyet tümülüsleriyle dikkat çekici benzerlikler göstermekte. Bu durum, mezarın Frig merkezî gücüyle doğrudan ilişkili bir kişiye ait olabileceğini güçlendiriyor.

Bronz Kaplar ve Frigce Bir İsim
Mezarda ele geçen buluntular da bu yorumu destekler nitelikte. Frig mezar geleneklerine özgü çok sayıda seramiğin yanı sıra, üzerinde Frigce bir isim yazılı bir çömlek bulunmuş durumda. Ancak en dikkat çekici eserler, bronz kaplar arasında yer alıyor.
Özellikle situla olarak adlandırılan, savaş ve alay sahneleriyle bezeli bronz kap parçaları, Karaağaç Tümülüsü’nün önemini bir kat daha artırıyor. Zira bu tür bronz situlalar, bugüne kadar yalnızca Gordion’daki Midas Tümülüsü’nde belgelenmişti. Aynı tip eserlerin Bilecik’te ortaya çıkması, gömünün kraliyet ailesiyle ya da saraya doğrudan bağlı üst düzey bir yöneticiyle ilişkili olabileceğini gösteriyor.

Frigya’da Güç Tek Merkezli Değildi
Araştırmanın en çarpıcı yönlerinden biri, Karaağaç Tümülüsü’nün Gordion’a yaklaşık 160 kilometre uzaklıkta bulunması. Bu mesafe, Frigya’nın siyasi yapısına dair yeni bir tabloyu gündeme getiriyor.
Çalışmayı yürüten Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi’nden Doç. Dr. Hüseyin Erpehlivan’a göre Frig Krallığı, Assur veya Urartu gibi katı biçimde merkezileşmiş bir devlet yapısına sahip değildi. Aksine, siyasi ve ekonomik gücün Orta Anadolu’ya daha dağınık biçimde yayıldığı, çok odaklı bir yönetim modeli söz konusu olabilir. Başkentten uzak bir bölgede böylesine görkemli bir mezarın inşa edilmesi, Frig elitlerinin yalnızca büyük kentlerde yoğunlaşmadığını ortaya koyuyor.
3 Bin Yıllık Bir Gömü Alanı
Karaağaç Tümülüsü’nü önemli kılan bir diğer unsur ise alanın çok katmanlı kullanımı. Arkeolojik veriler, bölgede İlk Tunç Çağı’na tarihlenen bir mezarlık alanının bulunduğunu, Frig döneminde ana gömütün gerçekleştirildiğini ve daha sonraki dönemlerde de definlerin devam ettiğini gösteriyor.
Bu süreklilik, Karaağaç Tümülüsü’nü Orta Anadolu’da yaklaşık 3 bin yıla yayılan gömü geleneklerini anlamak açısından nadir bir referans noktası hâline getirdi.
Uluslararası Literatüre Giren Bir Bulgular Dizisi
Araştırma, American Journal of Archaeology’nin Ocak 2026 sayısında yayımlanarak uluslararası akademik literatürde yerini aldı. Çalışma, yalnızca dikkat çekici bir mezarı belgelemekle kalmıyor; Frigya’da iktidarın nasıl örgütlendiğine dair daha geniş bir tartışmayı da beraberinde getiriyor.
Karaağaç Tümülüsü, Midas’ın gölgesinin yalnızca Gordion’la sınırlı olmadığını, Frig kraliyet gücünün Anadolu’nun farklı bölgelerine yayılan karmaşık bir ağ üzerinden şekillendiğini göstermekte.
