27 March 2026 Gelecek Geçmişin Ürünüdür

Şeytan’ın İkonografisi

Bu yazımızda Şeytan’ın ikonografisi ile şeytan kimliğinin sanatta nasıl yavaş yavaş şekillendiğini Sanat tarihini esas alarak kısaca irdelemeye çalıştık.

Şeytanın varoluşu Tüm zamanların en ünlü hikayesi olan Hz. Adem ile Havva’nın Cennet bahçelerinden kovuluşuyla başlar. Herkesin bildiği bu hikaye Yaratılış Kitabı’ndaki İbranice İncil’in başlangıcında bulunur.

Hikaye herkes tarafından bilindiği için burada tekrar etmeye gerek görmedim. Ahlak ve İtaat hakkında ki bu büyüleyici hikayede Yılan esas roldedir, Hz. Adem ve Havva’yı yasak elmayı (-ki elma olarak hiç tanımlanmadı!) yemeğe ikna eden kişidir.

Aslında burada şeytanın önceden yılan olmadığı açıkça belirtilmiştir. Yaratılış 3:14 uyarınca Tanrı, “Karnınızın üzerinde sürünecek ve hayatınızın her gün toz yiyeceksiniz” diyerek yılanı lanetledi.(Belki de anlatılmak istenen o zamanlar yılanın iki ayak üzerinde olmasıydı, kim bilir?) Eski İbranice de “şeytan” basitçe “düşman” veya “suçlayıcı” anlamına geliyordu.

Yeryüzünde ortaya çıkan yüzlerce uygarlık, yukarda da kısmen anımsatıldığı gibi Yaratılışın birçok anlatısını üretmiştir. Gerçekten de insanın en derin kaygısı kendine kökenler yaratmaktır. Bu kökenleri bilemediği zaman da uydurmuştu.

Erken Hristiyanlıkta Şeytan’ın kesin bir imgesi yoktur. İlk Günah kavramından hareketle yine yılan ön plandadır. Şeytan betimleri Constantinus’un tahta çıkmasından önce ve sonralarında tam anlamıyla yerine oturmaktadır. Siyasi etkilerle şeytan kimliği belirmektedir. Roma ve Helen kültürlerinin bilmedikleri bu şeytan ve kötülük kavramı bazı Tanrıların düşkünler olarak yeniden betimlenmesiyle canlanacaktır.

Luther Link’in de belirttiği gibi Şeytan’la ilgili düşüncelerimizin ille de Şeytan’ın resimlerdeki imgesiyle ilgili olmasa da, üç kaynağı vardır: Yeni Ahit’in ilk yorumları: Milton’un yarattığı Asi melek ile Blake’in ve Baudelaire’in romantik edebiyat geleneği; Şeytan’a ait kültlerin ve ortaçağda, Rönesans’ta, cadı ve büyücülerin şeytana bağlılıklarını yinelemek üzere zaman zaman toplandıkları kara günlerin popüler geleneğinden kaynaklıdır.

Şeytan IX. Yüzyılda ortaya çıktı ancak XIV. Yüzyıla kadar bizim bugün bildiğimiz Şeytan değildi! Genelde elinde üç çatallı mızrağı vardı ve bu mızrak aslında insanlara hiçte yabancı değildi. Poseidon’un meşhur 3 çatallı mızrağıydı bu! Tabii ki Poseidon’un mızrağının kökü ise M.Ö. 2000’den önce Eski Babil’in İklim Tanrısı Adad’ın üçlü şimşeğiydi. Ve edebi kaynaklarda şeytanın neden bir mızrak tuttuğu yazmaz. Böylece şeytan Klasik etkilerin ışığında IX. Yüzyılda karşımıza üç çatallı bir mızrakla çıkar.

Poseidon ve Mızrağı

Şeytanın sanatta ki özellikleri ikonografik özelliklere göre belirlenmesi zordur. XII. yüzyılda Romanesk bir kilise olan Autun’daki St. Lazare katedralinde, tek bir heykeltıraşa ait olan eserlerde bile Şeytan’ın temsili değişir. Üç yüzyıl sonra, Fra Angelico’nun Floransa’daki San Marco Manastırı’nda bulunan Kıyamet Gününde olduğu gibi aynı eser içinde bile değişik gösterimlere sahiptir. Kimi zaman kanatları ve boynuzları varken bazen de ne boynuzu ne de kanatlara sahiptir.

Dante’nin İnferno’sunda (1307) tüylü kanatların yerini yarasa kanatları alacaktır. Bruegel’in 1562’de yaptığı Asi Meleklerin Düşüşü ikonografik olarak X. yüzyılda Morgan Beatus’un bir dua kitabına yaptığı tezhiplere benzer. İkinci olarak da Kıyamet Günü gelir, burada Şeytan düşman değildir; Tanrı’nın işini yapmakta ve günahkârları cezalandırmaktadır. İlahi düzene hizmet eden bir varlığa dönüşmüştür.
Yeraltı mezarlarında ve lahitlerde hiç bir şeytan simgesi bulunmaz. Bu yüzden ikonografik olarak resmedilmek istenen şeytanı sanatına dahil etmek isteyenleri zor saatler beklemektedir. Şeytan’ın tek bir imgesinin olmamasının ve ikonografinin değişip durmasının önemli nedenlerindendir.

Brugel- Asi Meleklerin düşüşü (1562)

Şeytan’ın sanattaki işlevi ve rolü V. yüzyıl teolojisinden gelir, isimleri de. Yüzü ve şekli ise Hellenistik kaynaklardan – benimsenmiş Osiris’le ilişkili tanrılar ve Bes dahil- ve toplu dua niteliğindeki tiyatro oyunlarından gelir.

İlk Hristiyan resimleri Roma’daki yer altı mezarlıklarındadır, ama bunlarda Şeytan yoktur, V. yüzyıldan önce Şeytan resminin olmamasının nedeni bugün hala bu konuda çalışmalar yürüten sanat tarihçilerinin zihnini yorar. Şeytan ilk olarak IX. yüzyılda Pan’ın yüzüyle ve mağara adamı etekleriyle Utrecht Zeburu’nda ortaya çıkar.

Şeytan, Romanesk eserlerde tüylü, ilkel bir insandır; Gotik eserlerdeyse insan vücudu ve çirkin yüz hatları olan çıplak bir yaratıktır. Gotik dönemde ve Rönesans’daki Kıyamet Günlerinde de grotesk bir canavar olarak kalır.

Rönesans’ın tek büyük Şeytan ressamı Giotto’ydu, tek büyük Şeytan heykeltıraşıysa Donatello’ydu. Donatello’nun son eserleri arasında Floransa’daki Lorenzo’nun iki kürsüsü için yaptığı bronz kabartmalar vardır. Donatello’nun küçük yarasa kanatlı şeytanını görmek için dikkatlice bakmak gerekir.Görünen odur ki ünlü heykeltraş için bile şeytan o kadarda önemli değildir.

XVII. Yüzyıla gelindiğinde şeytan Shakespeare tarafından güzel bir şekle girecektir. Dante’nin korkunç Lucifer’ı artık modern dünyada kendini daha şık sunmayı öğrenmiş gözükmektedir.

Şeytan’ın özellikleri giderek etkisizleşirken, acımasız özelliklerle tanımlanan düşmanı şeytanlaştırma yönünde giderek artan bir eğilim oluşur. Antikçağdan beri, düşman her zaman “öteki”, yabancılaştırılandır. Şeytan’ın yerini alan bu düşmana önem vermeye başlayan modern dünya olsa da, o düşman aslında her zaman var olan olmuştur

Kaynak: Gerald Messadié, Şeytanın Genel Tarihi, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 1998

Luther Link, Şeytan: Yüzü Olmayan Maske, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2003

Umberto Eco, Çirkinliğin Tarihi, Doğan Kitap, İstanbul, 2009

 

Banner
Benzer Yazılar

“Görmediklerinizi Göreceksiniz” Projesinde Bu Ay Gladyatör Strigil’i Sergileniyor

22 Temmuz 2021

22 Temmuz 2021

 İzmir Arkeoloji Müzesi bu ay farklı bir sergiye ev sahipliği yapıyor.  Her ay yeni ve özel bir eserin ziyaretçilerle buluştuğu “Görmediklerinizi göreceksiniz”...

Arkeologlar, acımasız Publius Vedius Pollio’nun oturma odasının antik mozaiğini ortaya çıkardılar

13 Aralık 2022

13 Aralık 2022

Napoli Üniversitesi’nden “L’Orientale” arkeologları Pausilypon Arkeoloji Parkı’nda Publius Vedius Pollio’nun villasına ait bir mozaik ortaya çıkardılar. Park, Roma döneminde günümüz...

DNA analizleri ile yüzün yeniden yapılandırılması mümkün

22 Haziran 2022

22 Haziran 2022

Viyana Üniversitesi ve Ulsan Ulusal Bilim ve Teknoloji Enstitüsü tarafından Kore Ulusal Müzesi ile işbirliği içinde yönetilen uluslararası bir ekip,...

İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü; “Ayasofya Paylaşımı Gerçeği Yansıtmıyor”

9 Mayıs 2022

9 Mayıs 2022

Ayasofya Camii’nin Osmanlı dönemi tarihi su haznesinin kapağı kırılarak ayakkabı konulduğuna dair yapılan haberler üzerine İstanbul İl Kültür ve Turizm...

İskitler Sadece Göçebe Bir Halk Değildi, Yerleşik Hayatta Sürdüler

11 Mart 2021

11 Mart 2021

Göçebe ve savaşçı bir halk olarak tanıdığımız İskitler uzun zamandır gizemini koruyan halklardan biridir. Bir çok halkın köken arayışında sahiplenmiş...

Aççana Höyük’te 3800 yıllık Akadca kil tablet bulundu

11 Ağustos 2023

11 Ağustos 2023

Şubat ayında yaşanan iki büyük yıkıcı depremden etkilenen Hatay’daki Aççana Höyük’te devam eden çalışmalarda 3800 yıllık Akadca çivi yazılı kil...

Michelangelo’nun Gizli Odası halka açılıyor

3 Kasım 2023

3 Kasım 2023

Michelangelo’nun 1530’da siyasi düşmanlarından saklandığı söylenen oda halka açılıyor. Michelangelo’nun Gizli Odası kırk sekiz yıl önce keşfedilmişti. San Lorenzo Bazilikası’nın...

Knossos Sarayı’nın görkemli taht odasının Avrupa’nın en eski taht odası olduğu düşünülüyor

16 Mart 2024

16 Mart 2024

Bir Tunç Çağı kültürü olan Minos uygarlığı, MÖ 2700 ile MÖ 1450 yılları arasında Girit adasında gelişti. Bu uygarlığın dikkat...

Ortaçağ Boncuklarının Çizdiği Afrika Ticaret Yolları

3 Aralık 2020

3 Aralık 2020

Cam boncukların kimyasal bileşimi ve morfolojik özellikleri nereden geldiklerini ortaya çıkarabilir. Cenevre Üniversitesi’nden arkeologlar, Mali ve Senegal’deki kırsal alanlarda MS...

Kudüs Tepeleri’nde Roma dönemi nekromansi kanıtları; yağ lambaları, mızrak uçları ve kafatasları

14 Temmuz 2023

14 Temmuz 2023

Kudüs Tepeleri’ndeki Te’omim Mağarası, bir zamanlar insanların gelecek hakkında bilgi edinme umuduyla ölülerle iletişim kurduğu yer olarak hizmet etmiş olabilir....

Nüfus Dinamikleri ve İç Asya’da İmparatorlukların Yükselişi

11 Kasım 2020

11 Kasım 2020

Geç Bronz Çağı’ndan Orta Çağ’a kadar, doğu Avrasya Bozkırları bir dizi organize ve son derece etkili göçebe imparatorluklara ev sahipliği...

Zominthos Minoan Sarayı Kazısı Alanındaki Bulunan Kutsal Objeler

6 Ekim 2020

6 Ekim 2020

Zominthos Girit adasındaki İda Dağı’nın (Psiloritis) kuzey eteklerinde küçük bir platodur. Yerleşim tarihi MÖ. 1800’lere kadar uzanmakta. 1982′ de Yunan...

Bursa’nın 2.200 Yıllık Zindanı Müze Oldu

17 Ekim 2021

17 Ekim 2021

Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından restorasyonu tamamlanan M. Ö. 200 yıllarında inşa edilen zindan artık dijital müze ve sanat galerisi olarak...

35.000 yıl önce ölen Afrikalı adamın yüzü yeniden canlandırıldı

4 Nisan 2023

4 Nisan 2023

Kutsal Nil kıyısında elinde baltayla ölen Afrikalı bir adamın yüzü 35.000 yıl sonra yeniden canlandırıldı. 17 ila 29 yaşları arasında...

Aizanoi Antik Kenti’nde Eros, Dionysos ve Herakles heykel başları bulundu

23 Aralık 2022

23 Aralık 2022

Aizanoi Antik Kenti’nde devam eden kazılarda Yunan tanrılarından Eros, Dionysos ve yarı tanrı Herakles’e ait heykel başları ortaya çıkarıldı. Kütahya’nın...

Yorumlar
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

[mc4wp_form id=”621″]