Portekiz’in kuzeyinde, İspanya’nın Galiçya bölgesiyle sınır oluşturan dağlık alanda yer alan 6 bin yıllık megalitik mezar tümülüsleri, arkeologların uzun süredir yanıt aradığı bir soruyu yeniden gündeme taşıdı. Yeni bir bilimsel çalışma, bu yapıların rastgele yerleştirilmediğini, aksine son derece bilinçli tercihlerle yüksek noktalara kurulduğunu ortaya koyuyor.
Serra do Laboreiro adı verilen bu engebeli coğrafya, yüzlerce taş yığma mezar yapısına ev sahipliği yapıyor. 700 ila 1.300 metre rakım arasında uzanan bu alan, tarih öncesi toplulukların çevreyle kurduğu ilişkiyi anlamak için adeta doğal bir laboratuvar niteliğinde.
Kazmadan Anlaşılmaya Çalışıldı
Araştırmanın en dikkat çekici yönlerinden biri, klasik kazı yöntemlerinden farklı bir yaklaşım benimsemesi. Bilim insanları, tümülüslerin içini incelemek yerine çevreyle olan ilişkisini analiz etti. Bu yöntem, arkeolojide “peyzaj arkeolojisi” olarak biliniyor.
Çalışmada, yoğun bitki örtüsünün altındaki yüzey detaylarını ortaya çıkarabilen LiDAR teknolojisi kullanıldı. Böylece daha önce kaydedilmiş noktalar yeniden değerlendirildi.
İlk etapta 269 olarak bilinen yapı sayısı, yapılan doğrulamalar sonucunda 178’e düşürüldü. Yanlış kayıtlar ve tekrar eden noktalar ayıklandıktan sonra, analiz için güvenilir bir veri seti oluşturuldu.

Tesadüf Değil, Bilinçli Yer Seçimi
Araştırma kapsamında yükseklik, eğim, sırt hatlarına yakınlık, kayalık alanlara mesafe ve ufuk görünümü gibi sekiz farklı coğrafi unsur incelendi. Bu veriler, aynı bölgede rastgele oluşturulan yaklaşık bin noktayla karşılaştırıldı.
Sonuçlar oldukça net: Sekiz değişkenden yedisi istatistiksel olarak anlamlı çıktı. Yani bu yapılar doğaya gelişigüzel bırakılmış değil; bilinçli bir yer seçiminin ürünü.
Tümülüslerin büyük bölümü yüksek noktalarda, sırt hatlarına yakın, kayalık oluşumların çevresinde ve doğal sınırların kesiştiği alanlarda yoğunlaşıyor.
Yükseklik Neden Bu Kadar Önemli?
Araştırmaya göre en belirleyici faktör açık ara yükseklik. Tümülüslerin büyük çoğunluğu, rastgele dağılıma kıyasla belirgin şekilde daha yüksek rakımlarda yer alıyor.
Bu durum, tarih öncesi toplulukların özellikle yüksek alanları tercih ettiğini gösteriyor. Yüksek noktalar hem görünürlük hem de kalıcılık açısından avantaj sağlıyor. Ancak mesele sadece pratik değil; bu tercihlerin sembolik bir anlam taşıdığı da düşünülüyor.
Eğim faktörü de devreye giriyor. Yani her yüksek alan uygun değil; belirli topografik koşulların sağlanması gerekiyor. Bu da yer seçiminin rastlantısal değil, oldukça seçici bir süreç olduğunu ortaya koyuyor.
Ufuk Çizgisi Belirleyici, Ama Görüş Alanı Değil
Araştırmanın en çarpıcı sonuçlarından biri ise “görüş alanı” ile ilgili. Tümülüslerin geniş ufuklara bakan noktalarda yer aldığı görülüyor. Ancak ilginç şekilde, toplam görülebilen alanın büyüklüğü yer seçiminde belirleyici değil.
Bu bulgu, daha önceki “geniş alanı kontrol etme” teorilerini zayıflatıyor.
Bunun yerine, tarih öncesi insanların belirli doğal referans noktalarına yöneldiği düşünülüyor. Sırt hatları, kaya oluşumları ve doğal sınırlar, bu yapıların konumlandırılmasında belirleyici olmuş gibi görünüyor.
Sadece Mezar Değil, Aynı Zamanda İşaret
Ortaya çıkan tablo, bu yapıların yalnızca gömü alanı olmadığını düşündürüyor.
Araştırmacılara göre tümülüsler, aynı zamanda mekânı tanımlayan ve sınırları belirleyen işaretler olarak kullanılmış olabilir. Doğal unsurların üzerine yerleştirilen bu yapılar, coğrafyayı kültürel bir haritaya dönüştürmüş olabilir.
Bu da, tarih öncesi toplulukların çevreyi sadece kullanmadığını, aynı zamanda anlamlandırdığını gösteriyor.

Zaman İçinde Değişen Bir Peyzaj
Araştırma, tüm bu yapıların aynı dönemde inşa edilmediğini de hatırlatıyor. Tümülüsler binlerce yıllık bir zaman dilimine yayılıyor.
Bazı alanlarda yoğun kümelenmeler görülürken, bazı yapılar daha izole noktalarda bulunuyor. Bu farklılık, farklı toplulukların farklı dönemlerde aynı peyzajı yeniden yorumladığını gösteriyor.
Yani bu alan, tek bir planın ürünü değil; uzun süreli bir insan-etkileşim sürecinin sonucu.
Avrupa Genelinde Benzer Bir Eğilim
Serra do Laboreiro’daki bu düzen, Avrupa genelinde gözlenen daha geniş bir eğilimin parçası.
İber Yarımadası’ndan Fransa’nın batısına kadar birçok bölgede, megalitik yapıların benzer şekilde belirli coğrafi özellikler etrafında kümelendiği biliniyor. Bu yapılar, zamanla sadece mezar değil, aynı zamanda toplumsal hafızanın mekânsal karşılığına dönüşmüş durumda.
Sonuç: Peyzaj Bilinçli Şekillendirilmiş
Araştırmanın en net sonucu şu: Bu yapılar tesadüfen yerleştirilmedi.
Tarih öncesi topluluklar, yaşadıkları çevreyi dikkatle analiz etmiş, belirli noktaları seçmiş ve bu alanları anlam yükleyerek kalıcı hale getirmiş.
Bugün hâlâ dağ siluetine karşı yükselen bu taş yığınları, sadece geçmişin kalıntıları değil; aynı zamanda insanların binlerce yıl önce doğayı nasıl okuduğunu gösteren güçlü birer işaret.
Lima e Silva, D., Carrero-Pazos, M., Lara-Piñera, F., Fonte, J., & Vilas-Estévez, B. (2026). Spatial insights of the tumular phenomenon in Serra do Laboreiro region (NW Iberian Peninsula). Journal of Archaeological Science: Reports, 72, 105730. https://doi.org/10.1016/j.jasrep.2026.105730
Kapak fotoğrafı: Anta Grande da Comenda da Igreja. Prehistoric Portugal
