16 June 2026 Gelecek Geçmişin Ürünüdür

Tarih öncesi insanlar mezar taşı yerine kaya kristalleri kullandılar

İnsan, kaybettiği yakınlarını toprağa verdikten sonra mezar yerinin kaybolmaması için işaretler koyar. Her kültürde farklı sembol ve materyalin kullanıldığı mezar belirteçleri tarih öncesi topluluklarında da görülüyor.

Manchester Üniversitesi’nden arkeologlar, Cardiff Üniversitesi ve Herefordshire İlçe Konseyi ile işbirliği içinde, İngiltere’nin Herefordshire kentindeki Dorstone Hill’deki kazılar sırasında Neolitik Çağ mezar yapılarında kaya kristalleri keşfettiler.

Uzmanlar, kaya kristallerinin, kaya, taş, ağaç, dal, bitki gibi mezar belirteci olarak kullanılmış olacağı üzerinde düşünüyorlar.

Dorstone Tepesi’nde bulunan kaya kristalleri, büyük altıgen taşlarda oluşan nadir bir şeffaf kuvars türüdür. Kestirildiler ve kasıtlı olarak mezar höyüklerine bırakıldılar. Uzmanlar, kristal malzemenin potansiyel olarak 300 yıla kadar nesiller boyunca bölgeye yerleştirildiğine inanıyor.

Britanya Adaları’nda, bu kristallerin bu kadar yüksek bir saflık seviyesinde bulunduğu çok az yer var, en yakını Kuzey Galler’deki Snowdonia ve Güneybatı Galler’deki St David’s Head – bu, Dorstone Tepesi çevresinde yaşayan tarih öncesi insanların bölgeye ulaşmak için malzemeyi uzun mesafelere taşımış olmaları gerektiği anlamına geliyor.

İngiltere Neolitik Dönem insanı tarafından mezar taşı olarak kullanılan kaya kristali
Fotoğraf Manchester Üniversitesi

Kaya kristallerinin kanıtları, İngiltere’deki bir avuç tarih öncesi alanda bulunur, ancak amaçlarını veya önemlerini belirlemek için çok az araştırma yapılmıştır. Ekip, materyalin yerel kimlikleri ve Britanya Adaları çevresindeki yerlerle bağlantılarını göstermek ve mezar alanını işaretlemek için kullanıldığını tahmin ediyor.

Baş araştırmacı Dr. Nick Overton şunları söyledi: “Kristali bulmak son derece heyecan vericiydi çünkü son derece nadirdir – camdan önceki bir zamanda, bu mükemmel şeffaf katı malzeme parçaları gerçekten ayırt edici olmalıydı.”

“Kristaller, kullandıkları diğer taşlara kıyasla çok sıradışı görüneceklerdi ve vurulduklarında veya birbirine sürtündüklerinde ışık yaydıkları ve küçük gökkuşağı parçaları ürettikleri için son derece ayırt ediciydiler – kullanımlarının, bireyleri bir araya getiren, yerel kimlikleri oluşturan ve yaşayanları kalıntıları biriktirilen ölülerle ilişkilendiren unutulmaz anlar yaratacağını savunuyoruz” diye ekledi Dr. Overton.

Makaleye bu adresten ulaşabilirsiniz

https://doi.org/10.1017/S0959774322000142

Kapak Fotoğrafı Manchester Üniversitesi

Banner
Benzer Yazılar

Eski bir bronz el, Vaskonik yazının en eski ve en uzun örneği olabilir

21 Şubat 2024

21 Şubat 2024

Araştırmacılar, 2.000 yıllık bronz bir el üzerinde esrarengiz bir antik dilin nadir kanıtlarını keşfettiler. Eldeki yazıt, Vasconik yazının bilinen en...

Katalonya’da bir mağarada 7 bin yıllık gravürler bulundu

23 Mart 2023

23 Mart 2023

MÖ 5000 yıllarında avcı toplayıcı bir grup barındıkları mağaranın duvarına parmaklarını kullanarak gravürler yaptılar. 7 bin yıllık bu gravürler bazı...

İlteriş Kutluk Kağan’ın Yazıtı’nda okunan ilk sözcükler paylaşıldı

25 Ağustos 2022

25 Ağustos 2022

Uluslararası Türk Akademisi ve Moğolistan Arkeoloji Enstitüsü’nün Nomgon Vadisi’ndeki ortak bilimsel arkeolojik keşif gezisi kapsamında tespit edilen İlteriş Kutluk Kağan...

Birbirinden İlginç 7 Muhteşem Tarihi Keşif

20 Nisan 2021

20 Nisan 2021

Arkeologlar, son 20 yılda gerçekleştirdikleri çalışmalarla birbirinden ilginç ve bir o kadar muhteşem keşiflere imza attılar. Gelin şimdi birbirinden ilginç...

2.000 yıllık antik bir “aynalık” Çin’deki aristokrat yaşama ışık tutuyor

18 Mayıs 2022

18 Mayıs 2022

Pekin’deki arkeologlar, Han Hanedanlığı döneminde yüksek soylular tarafından sevilen 2.000 yıllık bir aynalık başarıyla yeniden oluşturdular. Aynalık, öğrencileriyle etkileşime giren...

Yeni AI Aracı ‘Fragmentarium’ Eski Babil Metinlerini Bir Araya Getiriyor

14 Şubat 2023

14 Şubat 2023

Almanya’daki Ludwig Maximilian Üniversitesi Asuroloji Enstitüsü’ndeki dilbilimciler tarafından, eski Babil metinlerinin okunaksız parçalarını bir araya getirmeye ve deşifre etmeye yardımcı...

Yeni bir araştırma; genler dillerin çeşitliliğinde her zaman baş rol oynamıyor

24 Kasım 2022

24 Kasım 2022

Dünya üzerinde 7.000’den fazla dil konuşulmaktadır. Bu dilsel çeşitlilik, biyolojik özellikler gibi, genler aracılığı ile nesilden nesile aktarılır. Charles Darwin’in...

Demir Çağında La Hoya’da Yapılan Katliamın Kurbanlarını Bilim Adamları Analiz etti.

6 Ekim 2020

6 Ekim 2020

MÖ. Dördüncü yüzyılın ortalarında veya üçüncü yüzyılın sonlarına tarihlenen Demir Çağı yerleşmesi İspanya’nın kuzeyinde bulunan Rioja Alavesa bölgesinde bulunan, La...

Çatalca Kaleiçi Tarihi Surları Restorasyonunda Ytong Tartışması

26 Eylül 2021

26 Eylül 2021

İstanbul’un Çatalca ilçesinde yer alan Kaleiçi Tarihi Surları restorasyonunda ytong adı verilen inşaat malzemesi kullanıldığına dair iddialar tartışmaları beraberinde getirdi....

DNA analizi, Tayland’daki Demir Çağı Kütük Tabut kültürünün gizemlerini aydınlatıyor

10 Şubat 2024

10 Şubat 2024

Pang Mapha’nın Kuzeybatı Tayland dağlık bölgesi, inanılmaz derecede tuhaf tarih öncesi insan mezarları içeren düzinelerce mağara ile tanınır. Bölge, Demir...

İtalya’da daha önce bilinmeyen bir Etrüsk tapınağı keşfedildi

12 Kasım 2022

12 Kasım 2022

Freiburg Üniversitesi ve Mainz Üniversitesi’nden arkeologlar, İtalya’nın Lazio bölgesindeki Vulci antik kentinde daha önce bilinmeyen bir Etrüsk tapınağı keşfetti. 45...

Bohemya Orta Çağ Mezarlığında Afrika Kökenli Kadın Kafatası Bulundu

20 Ocak 2022

20 Ocak 2022

Bohemya bölgesinde yer alan Tetin Kalesi yakınlarında bulunan bir Orta Çağ mezarlığını kazan arkeologlar, Afrika kökenli bir kadına ait olduğunu...

Abu Dabi’nin Ghagha adasında 8500 yıllık yapılar keşfedildi

18 Şubat 2022

18 Şubat 2022

Abu Dabi’deki arkeologlar, Ghagha adasında 8500 yıldan daha eski – daha önce düşünülenden en az 500 yıl önce – bilinen...

Çanakkale Müzesi 1911 yılında 10 bin kuruş ödenekle kurulmuş

5 Ocak 2022

5 Ocak 2022

Osmanlı Devleti müzecilik tarihi denilince akla Osman Hamdi Bey ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri gelir. Osman Hamdi Bey’in özverili çalışmalarının bir...

“Hepimiz Genomlarında Bir Miktar Neandertal Soyu Taşıyoruz”

7 Nisan 2021

7 Nisan 2021

Max Planck Enstitüsü’nün arkeogenetik bölümünden Kay Prufer ” Hepimiz genomlarında bir miktar neandertal soyu taşıyoruz” dedi. Bulgaristan’da yer alan Bacho...

Yorumlar
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

[mc4wp_form id=”621″]